9 Mayıs 2011 Pazartesi

Halk Oyunları

Bir oyunun halk oyunları vasfı taşıması için kural olarak "zamanda derinlik ve mekanda yaygınlık"ilkesini barındırması gerekir
Türk Halk Oyunları'nın genel olarak türleri şu şekilde ayrılmaktadır:

  • Hora Bölgesi;Trakya.
  • Zeybek Bölgesi;Ege,Güney Marmara,İçbatı Anadolu.
  • Teke Bölgesi; Göller Yöresi, Batı Akdeniz.
  • Kaşık Oyunları-Karşılama Bölgesi; Konya Bölümü, Batı Karadeniz, Güney Marmara, Doğu Akdeniz.
  • Horon Bölgesi; Orta ve Doğu Karadeniz.
  • Halay Bölgesi; Doğu ve Güneydoğu Bölgeleri, İç Anadolu'nun Doğusu.
  • Bar Bölgesi; Kuzeydoğu Anadolu.
  • Kafkas Bölgesi; Kuzeydoğu
     ZEYBEK

    Ege denilince akla Zeybek gelir. Mert, cesur, atılgan, mazluma dost, haksızlığa düşman olarak tanınırlar. Türk köylüsünün tipik bir örneğidir. Kurtuluş savaşında  gösterdikleri başarılar ünlerine ün katmıştır. Bugün Zeybeklik tarihi bir anı olarak yaşatılmaktadır.
Bölgenin oyun türü Zeybektir. Batı Anadolu'nun hemen hemen her, yerinde ''Zeybek'' türündeki oyunlar,­görülür. Afyon, Antalya, Isparta, Burdur, Sakarya çizgisinin batı tarafında kalan illerimizde bu tür oyunun büyük etkileri vardır.
 Yörede kadınların oynadığı oyunlara ''Kadın Zey­bek'', erkeklerin oynadığı oyunlara ''Erkek Zeybek" denil­mektedir. Kadınların oynadığı oyunlar erkeklerin oynadığı oyunlara göre daha yürüktür. Erkek oyunlarının yöredeki bir diğer adı da "Ağır Zeybek" tir. Ege nin bir çok yerinde oynanan bu tür oyunların en ağırlarına İzmir, Aydın, Muğla, Manisa illerinde rastlamak mümkündür. Zeybek oyunlarının diğer oyunlara (Bar, Halay, Horon v.b.) göre en büyük özelliği tek olarak serbest oynanmasıdır. Toplu olarak oynanan Zeybek oyunlarında oyuncular arasında  müzik ve ritim hariç hiçbir bağ bulunmaz.  Oyunu oynayan kişi hiçbir kurala bağlı kalmadan tamamen içinden geldiği gibi oynar.Zeybek oyunları toplu olarak oynandığında, yöresel olarak daire formu kullanılır.

Zeybek Sözü ve Kökeni

           Zeybek sözcüğünün kökeni  hakkında bugüne kadar çok çeşitli ve birbirinden   farklı görüşler ortaya atılmıştır. Halikarnas   Balıkçısı Zeybek Sözcüğünü Mitolojiye şu şekilde dayandırıyor;
''Homeros bu sözü ''olaks'' diye Omeqa ile yazar. Omeqa  ise, ona tanrıçanın  ilkbaharda doğurduğu yumurtasının, ilkbaharda bölünerek iki ayrı "o" olmasıdır. Ayrılan bu yumurtalardan tüm yaratıklar ve bitkiler çıkmıştır. Böylece de ''Obekkos'', ''Tobekkos'' ve ''İbakki'' sözleri ''Zeybek'' olmuştur.

          Mahmut Ragıp Gazimihal, sözün Grekler tarafından kullanıldığını da belirtiyor.
''Yunanca'da ''b'' sesi olmadığı için, onların dilinde Sayvakikos , Zaypapikos şeklinde Rodos 'ta ise Turkikos'un aynı anlamda kullanıldığı ve kelimelerin aslının Saybak olup bizde kelimenin incelenip ve özleşerek Zeybek haline geldiği de açıklanır.
Divanı Lügatı Türk'te Zeybek hakkında şu bilgiler verilmiştir:

         Divanı Lügatı Türk, Cilt I, sayfa 333 de Bekneg kelimesindeki Bek sözünün sağlam olduğu yazılmaktadır. Yine Divanı Lügatı Türk, cilt III. Sayfa 154 de Sağ sözünün Zeybeklik, anlayışlılık anlamında olduğu kaydedilmektedir. Divanı Lügatı Türk, Cilt I. S. 80'de s harfinin bazen Türk dilinde z okunduğu söylenmektedir. Zeybek sözünde sağlam anlamında bir (Bek) sözünün bulunması anlamı olan sağlam sözünü doğrulayacak ek ad olması şarttır. Bek sözcüğü bir insan için kullanıldığına göre ek sözü, insanın niteliğini iyi yönünden anlatan söz, olması gerekir. Yani Bek sözü ile ancak anlayışlılık ve akıllılık anlatan Zag sözü ile birleşik ad olabilir ve şeklini alır. Bunu Türk dilinin yapısı zorunlu kılmaktadır. Türkçemiz ses uyumu kuralı burada da, karşımıza çıkmaktadır. Başta gelen kalın fakat hafif sesli hece, sonda gelen ince fakat sert heceye uydurularak okunur, kuralına göre Zag hecesi kendisinden sonra gelen sert, ince Bek hecesine uydurulmuş, Zeg olmuş Bek ile beraber anlayışlı, akıllı, sağlam, zeybek olarak Avrupa tarih kitaplarına geçmiş ve çağımıza değil Bozdağ, Dalgalı dağ köylerinde yaşamıştır.
 
Efe Sözü ve Kökeni
 Efe sözü Rumca 'dan alınan "Efendi" sözünün kısaltılması sonucu geldiğini savunanlar olmakla birlikte "Efe" kelimesi efendinin tam karşılığı değildir. Efe genç, diğer anlamda delikanlı  demektir. Örnegin; Efendimiz Sultan Alayhi Vesselam denir, Efemiz  denmez. Efendi Bizans dilinde sahip, okuma-yazma bilir demektir. Hoca Efendi,  Kalem Efendisi, Hoca  Efe,  Kalem Efesi denmez. Fakat Efelerin Efesi denir (silah taşır yiğit).
"Efe'' sözcüğü "EFEB" den gelir. Efeb; genç delikanlı yani silah taşıyan yiğit demektir. Efeb teşkilatı Yunanistan'dan önce Anadolu da kurulmuştur. Bunlar tıpkı Zeybekler gibi dağ başında talim ederler ve daha sonra kente gelerek tiyatroda silah oyunları yaparlardı. Tiyatro yuvarlak olduğu için dansları da daireseldi. Bu dans aynı zamanda dinseldi.
Celal Esad Arseven tarafından düzenlenen Sanat Ansiklopedisinde ''Eskiden asayişin korunmasına memur hafif silahlı bir sınıf askere verilen addır." Selçuklular zamanında Aydın ve Teke taraflarında böyle bir askeri sınıf oluşturulmuştu ki bunlara Efe denirdi.
Efe-Zeybek ve Kızan Arasındaki Bağıntı


            Efe, Zeybek gruplarının başıdır. Zeybekler arasında kahramanlık yapmış cesur ve mert kişiler arasından seçilir. Efe olmak için Zeybekler arasında yaşça büyük olmak önemli değildir.
Zeybek, Kızanlara göre daha çok kahramanlık yapmış cesur kişilerdir. Zeybekler efenin Emriyle kızanları yetiştirirler. Zeybekler, efelerin yanında birer kol beyi görevi görürlerdi. Zeybekler iyi silah kullanan cesur kişilerdir.
Zeybeklerin maiyetindeki gençlere ''Kızan'' denilir. Kızan çocuk anlamına gelse gerek. Çünkü Anadolu'da kimi oyunlarda kızlar delikanlı, delikanlılar da kız giysilerini giyerler. Kızan belki de önceleri başka anlam taşırdı.
Günümüzde akıllarda kalan bazı Efeler ve Zeybekler şunlardır;
         Çakıcı Mehmet Efe, Yörük Ali Efe, Çakırcalı Efe, Saçlı Efe, Mestan Efe, Gökçen Efe, Sarı Zeybek, Kamalı Zeybek, Pepe Efe, Kıllıoğlu Hüseyin Efe, Demirci Mehmet Efe.


5 Mayıs 2011 Perşembe

Jazz

       Caz dansı, klasik bale temelli bir dans türüdür.Modern dans gibi, klasik balenin değişmez kurallarına tepki olarak geliştirilmiştir İyi bir caz dansçısı olabilmek için pek çok dans çeşidinde olduğu gibi klasik baleyi bilmek gerekir. Caz dansı, genellikle müzikallerde kullanılan bir dans türüdür




Cazın dansla ilişkisi
      Cazın new orleans'ta çok popüler olan rag ve blues'dan türediği çok sıradan bir düşüncedir 1905-1915 yılları arasında ortaya çıkan grupları caz grubu olarak kabul edersek, new orleans'lı bandoların repertuarlarının çok az bir bölümü rag tarzındaydı ve on iki barlık blues parçaları beklenildiği kadar yaygın değildi diğer taraftan caz repertuarları hakkında mevcut olan düşüncelerimiz ilk caz müzisyenlerinin müziğini yansıtmamaktadır.Bugün yapılan caz müziğinin aksine; cazın ilk dönemlerinde insanlar cazı dans etmek için tercih ediyorlardı, sadece dinlemek için değil bu müziğin vuruş formu ve ruhu dansçıların ilgisini çekiyordu erken caz dönemi müzisyenleri repertuarlarını dansçı Lara eşlik edecek şekilde düzenlerlerdi danstaki değişiklikler ve dansın genelde kazandığı popülerlik cazın evriminde çok etkili olmuştur.

     Louisiana beşlisiyirminci yüzyılın başlarında new orleans'ta tören orkestraları ve dans orkestraları aynı müzisyenleri ve büyük ölçüde aynı repertuarları paylaşıyorlardı öyle ki geçitlerde çalan müzisyenler geçit bittikten hemen sonra dans salonuna giderler ve enstrümanlarını değiştirip burada müzik yapmaya devam ederlerdi salon dansçılarına eşlik eden bu gruplar keman, gitar, bas ve bir ya da iki nefesli çalgıdan meydana gelen orkestralardı dansçıLara eşlik edebilmek için müzisyenler değişik kaynaklardan çıkan müzikleri biraraya getirirlerdi çoğu zaman zorlayıcı ritimlerde parçalar çalmaktan kaçınırlardı bu yaklaşımlar cazın özünü oluşturmuştur ve bu dönem müzisyenlerinin çalış şekli "caz ne çaldığın değil, nasıl çaldığındır" düşüncesine önderlik etmiştir diğer bir düşünceye göre ise; "caz, dansçılar için yazılan müzikten ortaya çıkarak büyüyen bir müziktir" şeklindedir peki dansçılar için yazılan ve sonra şekil değiştirerek cazın gelişimini sağlayan bu müzik neydi ? o dönem müzisyenlerinin yaptığı müzik bugün new orleans cazı olarak da bilinen dixieland tarzıdır ve insanlar her ne kadar dixieland tarzını beyaz orkestra müziği olarak ayırsalar da, bu tarzın cazın ortaya çıkışındaki etkisi asla gözardı edilemez.Doğaçlama müziğin önemli bir unsurudur ve sadece şimdiki avrupa müziğinde az kullanılmaktadır doğaçlama biraz afrika müziği ama daha çok cazdan oluşur müzikologlar afro-amerikanların doğaçlama geleneklerini afrika müziğinden aldıklarından çok emin değildirler ilk önce müzik kültürlerindeki doğaçlamaya, yeni dünyaya katılan kölelerin ne gibi bir etkisi olduğunu düşünmek gerekirörneğin gana'nın tipik davul yapısında baş davulcu işaret vermeden sorumludur onun çaldığı bölüm diğer müzisyenlerinkinden daha değişkendir, dolayısıyla bu doğaçlama olarak varsayılabilir madinka davul yapısında baş çalgıcının diğerlerine göre daha fazla doğaçlama yapma imkanı vardır fakat bütün grup üyeleri kendi bölümlerinde ufak tefek oynamalar yapabilirler bazı afrika korolarında şarkıcılar koro liderinin kendi bölümlerinde değişik varyasyonlar yapmasına izin verirler bu perspektiften bakıldığında görülmesi gereken şudur; her nasılsa bu çalışmalar bugünkü caz içerisinde bulunan doğaçlamaya yakın değildir batı afrika şarkılarında ve afro-amerikan blues şarkılarında, kendi içinde gelişen doğaçlamalar çok çok detaylı melodi satılarının keşfedilmesiyle oluşmuyordu bunun yerine müzisyenler yaratıcılıklarını baştan sona kadar devam eden tek bir sesle, zamanla, perdeyle ve müziğin başındaki ve sonundaki tınıyla oynayarak ortaya koyuyorlardı.

     Doğaçlama sırasında müzisyenler, melodilerin ritimleriyle oynarlar, vuruşlar biraz daha erken veya geç başlatılır veya vurulan bir nota bir kere yerine birden fazla çalınabilir benzeri şekilde bir nota başlatılır sonra yumuşatılır, sonra tekrar inanılmaz garip bir ses artışıyla yükseltilebilir bazen bütün cümleler ritmi belirginleştirmek için değişik şekillerde yerleştirilir bu "ritmik yerdeğiştirme" olarak bilinir bu teknikler -pop müzikten etkilenmiş olmasına rağmen- hala afro-amerikan kökenli ilahilerde kullanılmaktadır.Amerikada cazın oluşmaya başladığı zamanlarda, avrupa müzik geleneklerinde doğaçlama adına iyi gelişmeler oldu doğaçlamayla müziği süslemek 20 yüzyılın başlarında konserlerde çok kullanılan bir yoldu ve bu uzun süre pop müzik ve folklorik müzikte de kullanıldı 1800'ler boyunca konser piyanistleri bislerde sık sık doğaçlama yaparlardı alman ve fransız klavye stillerinde doğaçlamaya "preluding" denir.1923 yılının sonlarında müzisyenlerin doğaçlamadaki yaratıcılıkları orkestranın programı tarafından yönlendiriliyordu bazı programlar konser sırasında spontane bir şekilde ortaya çıkardı bu programların iskeletleri genelde basılmış düzenlemelerden oluşurdu ilk bakışta bu düzenlemelerde birçok bölümün birbirine uymadığı görülür trombonun kontür çizgileri, klarnetin obligatosu ve trompetin melodilerindeki varyasyonlar spontane bir şekilde çalınır bunlara eşlik eden diğer melodiler ise yine yaratıcı müzisyenler tarafından doğaçlanır ve çeşitlendirilir.1920'lerin sonunda doğaçlamaya olan ilgi doğaçlamanın boyutunu arttırmış ve bugün bilinen cazda kullanılan doğaçlamaya yaklaşmasında etkin olmuştur.

Lirik

  • Kişinin duygularını müzik eşliğinde dile getridiği dans türü."ben şimdi senin omzuna tırmanıp kuğu gibi dans edeceğim. sen sonra beni yere at, bir süre yuvarla. arkasından kollarımdan tut çek beni çek!!" şeklinde vuku bulur.
  • Başarıyla sergilendiğinde tadından yenmiyecek dans türü
  • Dans yarışmalarıyla gündeme gelen aslında hiçbir anlamı olmayan uydurma dans.Ayrıca Başkent Üniversitesinin televizyonu olan BTV de Murat Atak'ın sunduğu sanat programında konuk olarak katılan eğitimli sanatçılarında ne olduğunu bilmedikleri bir dans türü. Kaldı ki Hülya Aksular, Oktay Keresteci vb. dansçıların yaptığı dans klasik bale denilen danstır. Aynı şekilde Ferhad ile şirin balesi de bu tarz bir baledir. Lirik dans sadece iş olsun torba dolsun amaçlı gündeme oturtulmaya çalışan saçma sapan uydurma bir danstır.
  • Halkımızı kütür kütür kültür sahibi eden yarışma programları sayesinde görsel öğrenim sürecini aşmış ortadireğin henüz evlerde uygulanırlığı olamayan dans türü


Flamenko

       Flamenko, Güney İspanya'nın Endülüs bölgesine özgü ama bu bölgeyle sınırlı kalmamış bir müzik ve dans türüdür. 14.yy. sonrasında çingenelerin, Arapların, Yahudilerin ve toplumdışı bırakılmış Hristiyanların toplumun dış çevresinde kaynaşması sonucu meydana gelmiştir. Her ne kadar flamenko Endülüs bölgesine özgü olsa da sadece bu bölgeye veya İspanya'ya ait değildir. Flamenko flamenkocularındır. Dünyanın her yerinden gönül verenlere, flamenko için içten olarak bir şey yapanlara aittir.

      Halkların problemleri vardır. Kendilerini bir şekilde ifade etmek isterler. Bunu da müzik ve dans yoluyla yaparlar. Yıllarca zulüm gören, yoksulluk çeken, ezilen, toplumsal sorun ve güvenilmez olarak nitelendirilen, bütün tarihleri boyunca mal mülk edinemeyen, adi işlerde, tarım yada maden ocaklarında çalıştırılan çingeneler hırs, şefkat, özgürlük ruhu, isyan, sosyal kalıplaşmanın olmaması gibi etkenlerle flamenko'yu oluşturdu. Acılarını, mutsuzluklarını flamenko ile ifade ettiler. Flamenko'daki sert duruşlar, ifadeler hep bunların sonucudur.

       Bizler belki de, asırlardır süregelen bu gizemli müzik ve dansın içinde barındırdığı hüznün güzelliğine, içinde bulunduğu hüznü terk etmek istemeyen insanların halini anlatan ve flamenko sanatına ilham veren bu ruhani güç'e (İspanyolca'daki karşılığı duende'dir) kapılıyoruz ve flamenko sanatından bu kadar çok etkileniyoruzdur.

       Flamenko'nun özü şarkıdır. Çoğunlukla gitar ve doğaçlama dans şarkıya eşlik eder.3 sınıf flamenko vardır. En ağır başlısı "cante grande" (büyük şarkı) adıyla anılan ve ölüm, keder ve din konularını işleyen "cante jondo" dur (derin şarkı)Ara sınıfta "cante intermedio" (orta şarkı) bulunmaktadır. Gene dokunaklı ama daha az ağırbaşlı ve çoğunlukla doğu müziğinden esintiler taşıyan flamenko'lar yer alır.En hafif tarz olan "cante chico" (küçük şarkı) konuları ise aşk, kırsal yaşam ve eğlencedir. Her tarzın kendine özgü bir ritmi ve akor yapısı bulunmaktadır. Vurgu ve duygusal içerik farklarıyla da birbirlerinden ayrılmaktadır.





Flamenko Terimi, tam olarak nereden çıktığı tesbit edilememiştir, elde edilen teoriler ise şunlardır; İspanyol Yahudiler dini şarkılarını, rahatsız edilmeden söyleyebilecekleri yerlere göç etmişler ve bu şarkılar İspanya'da kalan Yahudilerce "Flamenko" olarak adlandırılmıştır. Flamenko kelimesi, "fellah minküm" diye okunan "sizden olan çiftçi" anlamına gelen Arapça kelimelerden edinilmiştir. 19. yy. başlarında kibirli, küstah insan anlamına gelen bir argo kelime olarak kullanılmıştır. 1780'den itibaren ilk canteor- La Edad de Oro'dan (şarkıcı) haberimiz oluyor.1840'dan itibaren flamenko'nun altın çağı başladı. Şarkı ve dansa daha çok önem verilmeye başlandı. Çingene cante'leri önceleri evlerde aile içinde oluşuyordu, sonra da küçük tavernalarda. Diğer yandan çok tanınmış şarkıcılar her yıl değişik ülkelerde fiesta'larda (parti, eğlence) şarkı söylüyorlardı (Cante de Payo - çingene olmayanların şarkısı- Fandango türü) İlk " Cafe Cante" (flamenko gece klübü) 1842'de Sevilla'da açıldı. "Cafe Cantante" olarak bilinen bu dönem için, bugünkü flamenkonun başlangıcıdır demek hiç de yalan olmaz.
      1850'de Silveria Francoletti- çok önemli bir şarkıcı- işadamı oluyor ve Cafes Cantantes gibi mekanları işletmeye başlıyor. Tüm seyircileri kendine çekmek için de her iki tür müziği birleştiriyor.
      Şimdiki flamenko bu iki türün birleşimi. Yani Cantes Gitanos (çingenelerin şarkıları) ve Cantes Payo (çingene olmayanların şarkıları) Flamenko'nun gelişmesinde, yani makamların oluşmasında çok büyük katkısı olan pek çok sanatçı bu dönemde yaşamıştır. Bu nedenle flamenko'nun büyük gelişme gösterdiği bu döneme "Altın Çağ" denilmektedir. 

Avrupa'nın en eski yerleşimi olarak bilinen Cadiz, M.Ö.1100'de Fenike'liler tarafından kurulmuştur. M.Ö.550'de eski Yunanlılar Güney İspanya'yı kontrol altına aldılar. M.Ö.201- M.S.206 Roma İmparatorluğu'nun bir parçası oldu. 711'de Mağribiler (Faslılar) olarak bilinen Araplar, Suriyeliler ve Berberiler İspanya'yı işgal ettiler. 800 sene burada hakimiyet kurdular.

Arap kültürü İspanya'yı çok büyük ölçüde etkiledi. Kendi şiir, şarkı ve müzikal enstrümanlarını getirdiler. İspanya'nın müziğine duygusallık ve duyarlılık kazandırdılar.

1492'de İspanya tekrar Hristiyan hakimiyetine girdi. En son Endülüs bölgesine ulaştılar. Arap işgalinde en uzun süre kalan bölge Endülüs bölgesi oldu. Hristiyan krallar çok fanatiklerdi ve bu bölge köylerine çok kötü davranıyorlardı. İnsanları zorla vaftiz edip Hristiyan dinine geçiriyorlardı. Böylelikle Müslüman kültürü dağıldı, krallar oraya yerleştiler. Bölgedekilerin varlıkları ellerinden alındı, halk fakirleşti. Bir şekilde yaşam mücadelesi verip kendi kendilerine ayakta durmaya çalıştılar. Yüzyıllar boyu süregelen hoşgörünün yerini baskılar ve yasaklar almaya başlamıştı.

Flamenko'nun Doğuşu ve İspanya'ya GelişiKristof Kolmb'un Hindistan'a ulaşmak için batıda doğuya yola çıkarak Amerika'yı keşfetmesi ve çingenelerin İspanya'ya girişi aynı döneme rastlamaktadır. Katolik kralı ve kilise izni ile Endülüs dağlarında sığınma hakkını almışlardır. Genellikle çayırlık bölgelerde kendine has ve kötü şartlarda yaşamlarını sürdürmüşlerdir. Göç halkı olan çingenelerin Endülüs'e yerleşmesiyle ilk artistik flamenko doğmuştur. Bu müzik kendi müzikleri ve Endülüs folklörünün birleşmesiyle meydana gelmiştir. Endülüs Müziği'ni Etkileyen Unsurlar
       1700'lerden beri İspanyol'ların Afrika'yı yoğun bir şekilde keşfetmeye başlamaları ve Sevilla şehrinin İspanya yarımadasının en büyük köle marketi haline gelmesi ve zenci müziğinin Endülüs müziği üzerindeki etkisi.
İspanyolların Amerika'yı keşfetmeleri sırasında Akdeniz bölgesinden yapılan yolculuklarla Sevilla ve Cadiz limanları Amerika'nın en önemli limanları haline geldi. Ticaret buralarda yapıldı. Zenginlik içinde güneyden pek çok sanatçının gelmesiyle kültürler yayıldı. Güney Amerika'da oluşan Latin Amerikan müziği geri gelen İspanyollarla Endülüs'e taşınmış oldu.
                   



Bale

      Bale Nedir? ` sorusuna en kültürlü sayilanindan en az egitim görmüsüne dek toplumumuzda yasayan her kisinin birbirinden farkli yanitlar verecegi mutlak gibidir. Aslinda bu, o kadar zor bir soru degildir ve gerçekte `Müzik Nedir? ` sorusuna oranla bir hayli kolay cevaplandirilir. Bununla birlikte, izleyici olarak, toplum çogunlugunun dogrudan dogruya `bale olayi` ile karsi karsiya gelememesi -ki bu balenin kurumlasma sürecinin ülkemizde üç büyük kent disina tasamamasinin bir sonucudur- baleyi giz dolu bir sis perdesi arkasinda birakmistir. Baleyi her nasilsa izleyebilmis sansli (!) yurttaslarimiz için ise bale, büyüleyici bir çekicilik ifade edebilir. Ancak, çogunlugun baleyi basit anlamda dans ile esdeger tuttuguna emin olunuz. Nasil ki `opera` mutlak anlamda `sarki söyleme`nin karsiligi degilse, bale de bu anlamda dansin karsiligi degildir.
      `Bale`yi tanimlamazdan önce, kafamizda bir gösteriyi hayali olarak canlandirmak herhalde iyi bir yöntem olacaktir. `The Sleeping Beauty` (Uyuyan Güzel) `i izlemek üzere koltugunuzda oturuyor ve perdenin açilmasini bekliyorsunuz. Derken salon isiklari loslasiyor ve orkestra `açimlik`i (uvertür) çalmaya basliyor... ve sonra, birden bire perde kalkiyor ve gözleriniz güzel kostümler giyinmis dansçilarin görkemli gösterisiyle karsilasiyor. Gösterisli sahne dekoru muhtesem bir sarayin içini yansitiyor... Alti peri, sirali eslikçileri ile degisimli, dans etmekte... Eserin ruhsal yapisi, `Carabosse`un (kötü ruhlu peri) beklenmedik ortaya çikisiyla aniden degisiyor ve müzik ürpertici bir kabarisla hizlaniyor.
       Beklenmedik ve gerilim dolu, heyecan verici bu sahne, `Uyuyan Güzel`in `prolog`u (baslangici) içinde öylesine erken gelir ki, etkileyici gücü son derece fazladir. Koreograf (düzenleyici) Marius Petipa ve Çaykovski`nin bu büyük klasik balesinin buraya kadar olan kismi bize, tanimlamamiz için tüm olusumlari saglar. Her seyden önce müzik dikkatimizi çeker, bunu sahane kostümler ve sahne izler ki buna `dekor` adini veriyoruz. Sahnedeki balet ve balerinlerin dansi olayin en etkileyici yönüdür. Böylece dans yolu ile `bale`nin drama`si` (öyküsü) sergilenir.

       Bunun için, daha önce de belirttigim gibi, bale dans ile ayni sey demek degildir. `Dans-drama-müzik-dekor` `bale`yi olusturur. Her ne kadar bir kisim koreograflar son yillarda `George Balanchine` örnegini izlemektelerse de -yalnizca dekoratif dekor olmaksizin yapilan uygulama ki bunda dansçilar basit leotardlar giymislerdir ve sahne açik bir siklorama halindedir veya kumaslarla kaplidir- tüm büyük baleler hemen hemen esit partlar halinde bu bilesenlerden olusur.


R&H HipHop


      Hip-hop tarihinin 20. yüzyılın sonlarında 60. kökenlidir ve günümüze kadar gelişmeye devam ediyor. That what began more than 30 years ago, boiled over into a particular movement and culture. ne fazla 30 yıl önce başladı Yani, belli bir hareket ve kültürüne üzerinde kaynatılır.
Hip-hop culture originated in New York among black and Latino ghetto. Hip-hop kültürü siyah ve Latin getto arasında New York'ta doğmuştur. Street culture existed for centuries in all countries. Sokak kültürü tüm ülkelerde yüzyıllardır var. But in USA, a country of ghettos, it had a special isolation from society.And then she spilled on the streets of white quarters and then to the masses - the show-business, discos, cinema, etc. show-business, disko, sinema, vb - Ama ABD, gettolar bir ülke, bunu o beyaz dörtte sokaklar ve daha sonra kitlelere dökülen sonra society.And özel bir izolasyon vardı
Hip-hop culture has been internationally recognized with the 70th. Hip-hop kültürünün uluslararası 70 ile kabul edilmiştir. Its main components are rap (MC'ing), break-dance, graffiti, street types of sports games. Ana bileşenleri rap (MC'ing), break-dance, grafiti, spor oyunları sokak türleridir. So, how it all started. Peki, nasıl geldi.
        Despite the fact that hip-hop as a way of life originated long ago in various parts of North America, the real birthplace of it is considered to be the South Bronx - the black ghettos of New York, one of the poorest quarters. New York, yoksul mahallelerinden biri olan siyah gettolarda - bir yaşam biçimi olarak hip-hop Kuzey Amerika, bunun Güney Bronx olarak kabul edilir ve gerçek doğum yeri çeşitli yerlerinde uzun zaman önce kökenli olmasına rağmen. But the word "hip-hop" did not yet exist, it was invented a few years later, when already grown-up culture needed some overall title, by a legendary DJ (DJ), Africa Bambaataa. Ama kelime "hip-hop" henüz yoktu, bir kaç yıl sonra zaten büyüdüğü zaman-up kültürünün efsanevi DJ (DJ), Afrika Bambaataa tarafından, bazı genel başlık ihtiyaç icat edilmiştir.


      Bronx Güney In 1967 etiketli, Jamaikalı geliyordu geldi Campbell Clive Kool Herc . He is considered to be one of the founders of hip-hop. O hip-hop kurucularından biri olarak kabul edilir. Kool Herc became that, what later became known as "DJ". Kool Herc ne daha sonra "DJ" olarak bilinen, o oldu. In Jamaica, the DJ was a "master" of the music system, which evolved around the lives of youth. Jamaica, DJ gençlerin yaşamlarını etrafında gelişen müzik sistemi, bir "usta" idi. He arranged parties, made an interesting speech-feast into the microphone. Diye, partiler düzenlenen mikrofona ilginç bir konuşma bayram yaptı. Soon he became known as MC ( "master of ceremony") - he gathered music plates, played and announced them. Yakında o ("töreni efendisi") MC olarak bilinen - o, müzik plakalar toplanan oynadı ve onlara açıkladı. And when a DJ, besides making music, announced some rythmic text it became known as the word "rap". Ve bir DJ, müzik yapma yanı sıra, bazı ritmik metin duyurdu zaman kelime "rap" olarak tanındı.
Soon Kool Herc for the convenience of the dancers began to repeat the instrumental breaks between verses, during which the dancers came out to the dance-floor and showed their skills. Yakında dansçıların kolaylık sağlamak için Kool Herc sırasında dansçılar dans pistine çıktı ve becerilerini gösterdi ayetler arasında enstrümantal tatili, tekrar başladı. Kool Herc marked the enthusiasm of the dancers for such breaks, and naimed the term "B-Boy", "Break boys" - for those who are moving in the manner of breaks, and the dance was called breakdancing style (breaking)."MC" has become synonymous with rap, when rappers have become not only DJs but also performers, who are able to move in a special hip-hop manner.In the late 60th breakdance existed in the form of two separate dances - New York acrobatic style, which we call the lower break, and the Los Angeles-based mime (upper break). Kool Herc, bu tatili için dansçıların coşku işaretli ve naimed dönem "B-Boy", "Break erkek" - kim tatili şekilde hareket edenler için, ve dans olarak adlandırılan tarzı (kırma) breakdance ". New York akrobatik tarzı - MC "rapçiler sadece DJ'ler aynı zamanda geç 60 breakdance iki ayrı dans şeklinde varlığını özel bir hip-hop manner.In hareket edebiliyoruz sanatçılar, haline gelmiştir rap ile özdeşleşmiştir Biz alt molası ve Los Angeles tabanlı mim (üst break) dediğimiz. It is an acrobatic style of breaking that was originally twisted by bboys in break-dance. Özgün break-dans bboys tarafından bükülmüş olan kırma bir akrobatik tarzıdır. It became popular, after 1969, when James Brown wrote a funk-hit "The Good Foot" and performed some elements of this dance on the stage. O James Brown bir funk-"İyi Foot" hit yazdı ve sahneye bu dansı bazı unsurları yapılan 1969, sonra popüler oldu.

      Bambaataa kendi break-dans ekibi sonunda örgüt haline geldi ve rapçiler dahil Zulu Nation, DJ'ler, grafiti sanatçıları ve dansçıları kurdular. Zulu Nation, along with other teams contributed to promote break-dancing.Bambaataa included 5 elements into the hip-hop culture: MC'ing ( "Rapping" - rap), DJ'ing, Graffiti (Writing), Dancing (Breaking, Up-Rocking, Popping, Locking), and knowledges. (- Rap "rap"), DJ'lik, Graffiti (Yazma), Dancing (Yukarı, Breaking MC'ing: Zulu Nation, diğer takımların break-dancing.Bambaataa teşvik katkıda birlikte hip-hop kültürüne 5 element dahil -Rocking, haşhaş, kilitleme) ve bilgiler. The last item on his sense means that there is a lack of knowledge about hip-hop culture. duygusu üzerinde son öğe hip-hop kültürü hakkında bir bilgi eksikliği var demektir.
Veteran of the hip-hop and a leader of the b-boys in the 70th of XX century was Richard Colon, known as "Crazy Legs". hip-hop Gaziler ve XX yüzyıl 70. yılında b-erkek bir lider "Crazy Legs" olarak bilinen Richard Colon oldu. His break-dance group "Rock Steady Crew" - one of the most vocal and motor, created a new culture of hip-hop. Onun break-dans grubu "Rock Steady Crew" - en vokal ve motor biri, hip-hop yeni bir kültür oluşturdu. Brake and rap have become synonymous with hip-hop, to which also refers graffiti as one of the factors that promote the popularization of hip-hop. Fren ve rap aynı zamanda hip-hop kitleselleşme teşvik unsurlarından biri olarak grafiti ifade eder, hip-hop ile eşanlamlı hale gelmiştir.
Hip-hop dance can be divided into two basic types: Hip-hop dans iki temel tip ayrılabilir:
* Old school (old school hip-hop); * Eski okul (old school hip-hop);
* New style (new school hip-hop). * Yeni stil (yeni okul hip-hop).

Old school (old school) includes popping, locking, breakdance. Old school (eski okul), breakdance kilitleme, haşhaş içerir. Popping in its turn is divided into boogaloo, electric boogaloo, tetris, waiving, robot, egypcian, pop corn. kendi sırayla haşhaş Boogaloo, elektrikli Boogaloo, tetris, feragat, robot, egypcian, pop corn ayrılmıştır. Style " locking " became scenic standard for many black singers and MTV stars such as Janet Jackson and her dancers, as well as many others are moving in this style. Style " kilitleme "şarkıcı birçok siyah için oldu manzaralı standart ve MTV tarzı bu yıldızlar gibi Janet Jackson ve dansçıları, hem de hareketli diğerleri kadar. In the 90th there was a new form of hip-hop, which connects traffic from the old school styles: popping, locking, break-dancing (but more focused on footwork as opposed to acrobatic style), as well as from many other styles. diğer birçok stilleri gibi gelen, (ama daha akrobatik tarzı aksine ayak üzerinde duruldu), break-dans kilitleme, haşhaş: 90 yılında eski okul stilleri gelen trafik bağlayan hip-hop, yeni bir form vardı. Gradually, penetrating into the pop culture, absorbing all the new elements and styles, transforming, hip-hop has become the leading dance direction and separated into a single direction - hip-hop. Yavaş yavaş, pop kültürünün nüfuz emici tüm yeni unsurlar ve stilleri, dönüşüm, hip-hop sahip önde gelen dans yön olmak ve tek bir yöne ayrılarak - hip-hop.
      There are video clips of famous stars of hip-hop and R'n'B music, we see the dancers moving in the style of new style hip-hop. hip-hop ve R'n'B müziğin ünlü yıldızların video klipler biz dansçıların yeni stil hip-hop tarzında hareketli görmek vardır. Hip-hop as a dance area is so popular that it has penetrated into our lives everywhere - in the show, music videos, dance schools and centers, fitness clubs, cinema, theater, etc. After more than 30 years since the outbreak and development of hip-hop there are no signs of slowing down this culture. gösterisi, müzik videoları, dans okulları ve merkezleri, fitness kulüpleri, sinema, tiyatro, salgın ve geliştirme beri fazla 30 yıl sonra vs -  bir dans alanı olarak Hip-hop her yerde hayatımızın içine nüfuz vardır ki bu kadar popüler hip-hop bu kültürü yavaşlama işaretleri vardır.




Salsa

      Salsa, İspanyolca'da kelime anlamı olarak sos ya da salça'dır. Malzemesi nerede yapıldığına bağlı olarak değişen bir salça. Fakat buradaki tek gerçek içinde çok fazla baharat olduğudur!!!
Birçok popüler müzikte olduğu gibi, salsa da Afrika'nın, yeni dünya'nın kozmopolit kültürüyle buluşmasıyla ortaya çıkmıştır. Salsa'nın 1930'larda ya da 1940'larda Küba'da başladığı söyleniyor. Aslında tartışma gruplarına baktığınızda, Portoriko'lular ve Küba'lılar arasında, Salsa'nın kendilerine ait olduğuna dair derin tartışmalar var. Hatta Afrikalılar da Salsa'yı sahiplenme konusunda hayli iddialılar. Bir tarafı Yoruba vurmalı çalgıları ve bir tarafı da çağrı cevap (call response) vokalleri, yerlilerin müzikleriyle birleştirildi. İspanya ve Fransa'nın müzüik ölçüleri ile İngiltere country dansı üstüste konularak SON ortaya çıktı ve tadı çok güzeldi!!!
Evet, hareket olarak modern Latin dans müziğini Küba kurduysa da değişik içeriklerle bu dansın transformasyonu Karayipler dışında, New York ve Miami sokaklarında gerçekleşmiştir..
Salsa'yı tarif etmek kolay değildir. Salsayı kimler buldu? Kübalılar mı, yoksa Porto Rikolular mı? Gerçekte salsa birçok Latin ve Afro-Caribbean danslarının birleşimidir. Herbiri, salsanın gelişiminde önemli rol oynamışlardır




      Küba'ya, salsanın orijini ve ortaya çıkışının temellerini atması bakımından hakkını verdikten sonra söylemeliyiz ki, salsa sadece Kübanın dansı değildir. Derinlere indikçe, sonradan "Danzon" adını alan ve Haiti'den kaçan Fransızlar tarafından adaya getirilen, İngiliz/Fransız country müziği, Rumba ve Afrika kökenli birçok dansla (Guaguanco, Colombia, Yambu) harmanlanmaya başladı. Ve bugün bilinen salsa ile neredeyse aynı özelliklere sahip olan, Küba'nın simgesel müziği ve dansı "Son" bu karışıma eklendi. Bu ilginç bileşim kendini küçük varyasyonlarla ve küçük oluşumlar halinde bazı başka ülkelerde de göstermeye başladı. Dominik Cumhuriyeti, Colombia, Porto Rico ve diğerleri. Bu ülkelerdeki orkestralar müziklerini para kazanma amacıyla Mexico City ve New York'a taşıdılar. Ve bu iki şehirde yatırım olanaklarının ve tanıtım imkanlarının zenginliği sebebiyle salsa ticari görünümünü kazanmış oldu. "Salsa" terimi New York'da doğdu fakat dansı değil. Salsa değişik ülkelerin değişik müziklerine verilen ortak bir lakap olarak popülaritesini kazandı. Rumba, Son Montundo, Mambo, Guaracha, Cha cha cha, Son, Charanga, Cumbia, Merengue, Plena,Danzon, Guguanco, Festejo, bomba, cubop, Guajiro ve daha birçoğu. Bunların bir bölümü kendi karakterlerini yarattılar bazıları da harmanlanıp Salsayı oluşturdular. Daha kısa ve net bir anlatımla söylemek gerekirse, Salsa , Küba Son müziğinin birtakım diğer tarzlarla karıştırılıp modernize edilmiş halidir diyebiliriz.


      Latin ritimleri uzun yıllardır popülerliğini korumuştur, hemen hemen herkes Samba, ya da Reggea müziklerini bilir ve bunlarda dans etmiştir.
Fakat hergün daha büyük bir popülerite kazanarak kitlesini arttıran ve dansçılara yıllardır büyük zevk veren bir latin dans daha var, sadece Karayipler'de, Amerika'da ya da Avrupa'da değil dünyanın her köşesinde insanları etkileyen bir danstan bahsediyoruz. SALSA...
 
 
 
       İspanyolca bir sözlükte araştırdığınızda salsanın çeşitli baharatalardan oluşan bir çeşit sos olduğunu bulursunuz.Tabiki bizim bahsettiğimiz salsa bu değil, bizi dansetmeye iten bazı ritimlerden ve vuruşlardan bahsediyoruz. Tıpkı yediğimiz salsa gibi, salsa ritimi de sıcaktır. Belrittiğimiz gibi salsa kelimesi müzikle ilgilidir, salsa müziğinin üzerine yapılan dansa Küba ve Miami de genellikle "CASINO" denir. Ama artık bütün dünyadaki dansçılar tarafından "SALSA" adıyla bilinmektedir
Salsanın kelime anlamını inceledikten sonra, bütün salsa dansçılarının bilmesi açısından çok önemli olan, salsanın köklerine ve neden bu ismi nasıl aldığına, kısaca salsanın nereden geldiğine bakalım.
Salsa şarkılarının sözlerinde çok geçen bir kelime vardır: "SON". Son salsanın tam anlamıyla orijinidir. Yani salsa Küba son müziğinin modernize edilmiş halinden başka bir şey değildir. Diğer müzik türleri ve zengin enstrümanlarla geliştirilmiştir.
      Son, Havana'ya Kübanın batısından daha iyi bir yaşam sürmek için büyük şehire göçenler tarafından, 1920'lerde getirilmiştir. Yaşamlarını kazanmak için sokaklarda gitarları ve davullarıyla Havana'ya renk katan bu insanlar zamanla Havana partilerinin vazgeçilmez unsuru olmuşlardır. Doğaçlama yaptıkları müziklerle (Son-montundo) inasanları dans ettirmişlerdir.
bu türün ilk uygulayıcıları Ignacio Piñero, María Teresa Vera, ve Miguel Matamoros İspanyol koloni kültüründen aldıkları gitarlar ve geleneksel Küba çalgılarından guiro, maracas ve clave ile bu müziği yıllar sonraya taşıyacak altyapıyı kurmuşlardır. kısa zamanda Havana sosyetesi, o zamana kadar yaptığı Waltz, Danza, Contradanza ve Danzón gibi dansların yanında "SON" da yapmaya başladılar. O zamanların en popüler gece klüplerinden Casino Deportivo ve Casino de la Playa dünyanın dört bir yanından buraya kumar oynamaya gelen zenginlere SON müziğini tanıttı.
      Zamanla yeni gruplar, yeni müzik anlayışları ve yani enstrümanlarla son geliştirildi. Piyano, perküsyon aranjmanları, ve üflemelei çalgılar SON müziğe katıldı. Küba'nın ekonomik durumu kötülşetikçe müzisyenler para kazanmak için Amerika birleşi Devletleri ve Meksika'ya göç ederek yaptıkları müzikle geçimlerini sağlamaya başladılar. Zaman geçtikçe evlerinden uzakta olan bu müzisyenler kayıtlar yapmaya ve giderek ünlenmeye başladılar.
 
 
 
 
       60'lı yıllara gelindiğinde amerika'da yaşayan latin müzisyenler klasik son müziğine Rock'n Roll, Merengue, Bossanova, Cumbia, Cha Cha Cha, Mambo, ve Boogie-Woogie gibi popüler müzik türlerini kattılar. Gelenkesl latin ritimlerini bozmadan ortaya çıkarttıkları bu türe sevecn bir isim buldular: BOOGALOO". Latin müziğin efsanesi Tito Puente, New York's Madison Square Garden'daki Fania All Stars konserinde Kendinden geçmiş şekilde danseden kalabalığa "Esto es una gran SALSA!". diye seslendi.
Bu sözler çok ünlü bir Küba Son şarkısı olan "Echale Salsita!" da dan alınmıştı. Tito Puente'nin Fania All stars konserinde söylediği bu sözler kısa zamanda,bu müziğe kısa, etkileyici ve tanımlayıcı bir isim arayan plak şirketlerinin pazarlamacıları tarafından kullanıldı. Ve SALSA etiketi günümüze kadar yaşadı. Ne tesdüftür ki bu müziğe salsa denmesine en çok kızan kişi de Tito Puente'idi.